5M1Kya hoşgeldiniz!


 
radyo dinleAnasayfaPortalliSSSAramaÜye ListesiKayıt OlKullanıcı GruplarıGiriş yapqwgqw

Paylaş | 
 

 GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:43 am

Zoran Simovic (1954)

Montenegro (Karadag) dogumlu Zoran Simovic, Yugoslav ekolunun dunyaya sundugu efsanevi kalecidir. 1984 Avrupa Futbol Sampiyonasinda kalesinde Hajduk Split’in kalecisi Simovic ile Yugoslavya cok iddialidir. Ancak Danimarka’dan 5 gol, Fransa’dan ceyrek finalde 3 gol yiyen Simovic turnuva sonunda gunah kecisi ilan edilir. Oysa turnuvanin en yetenekli kalecisidir Simovic, tek kusuru kendi evinde futbol resitali veren Platini’nin uc golune karsi koyamamasidir. Ancak Platini’den yedigi gollerin ilerde GS tarihine izi dusecegini kimseler bilemez. Turnuva sonrasi GS’in Teknik Direktör’lugune gecen Jupp Derwall, Nottingham Forest’in transferinden son anda vazgectigi Simovic’i alir Florya’ya getirir. Boylece turnuvanin iki basarisiz futbol adaminin yazgisi GS’da bulusur.

Ozellikle birebir pozisyonlardaki basarisi, libero gibi one cikislari, oyuna katkisiyla Turkiyede kalecilerin ufkunu acar. Yan toplarda cok basarılıdir, mukemmel bir zamanlaması ve yer tutusu vardır. Sert sutları tutamayacagini hissettigi an ucarak kornere celerdi. "Adeta bir libero gibi kalesinden cıkmak" deyisini futbol literaturune kazandiran kalecidir. Elle ve ayakla topu oyuna sokusta isabet orani yuksekti. Hicbir zaman cizgi kaleciligine pirim tanimayan Simovic, ceza alaninin tumunu kontrol altinda tutacak stratejiler uretirdi. Stili her ne kadar Taffarel’e benzese de Simovic cok daha yurekli ve cevikti. Taffarel’in aksine gol de atmistir. Efendi kisiligiyle taninirdi. En fanatik rakip taraftardan bile tepki gormedigi hatirlanir. Mavi-gri tonlarinda formalari meshurdu. O yillarda dogan GS'li cocuklarin mahalle aralarinda kalelerini hep minik Simovicler korurdu.

Turkiyeye ilk geldiginde basinda iddiali aciklamalar yapmis, kendisine gol atan ilk oyuncuya altin saat hediye edecegini soylemisti. Daha ilk haftada Denizlisporlu Mehmet attigi golle altin saati kapmisti. Ne zaman medyaya “Gol yok kardes!” diye demec verse kalesinde gol gormustu. Simovic’in ligin ozellikle ilk 3 haftasinda 6 gol yemesi zihinlerde soru isaretleri uyandirir. Kalitesini bilen Derwall Simovic’te israr eder. O yillarin GS'inda toprak sahada antreman yapmak zorunda kalan Simovic’in uyum sorunlari yasadigini kim bilebilirdi ki? Ardindan muthis bir form yakalayan Simovic, o yillarda GS’in abone oldugu Turkiye Kupasini kazandirir. Besiktas’la oynanan macta penalti kurtararak kupa tarihine gecer. 1985’teki Widzew Lodz macinda GS 1-0 gerideyken kurtardigi penaltiyla tur kapisini acar. 1989 Mart’inda kadrosunda Hataley, Weah, Fofona, Ettori, Batiston, Glenn Hoddle, Amaros gibi yildizlari bulunduran Monaco onunde Koln’de 1-1 ile bitirerek CL’nde ilk kez yarifinale yukselen bir Turk takimi olmada kamplarda oda arkadasligi yaptigi Cevad Prekazi’nin 40 metreden attigi gol kadar, Simovic’in kalesini Monaco forvetine kapatmasinin da payi buyuktur. Elinde Turk bayragiyla saha icinde coskuyla kosan Simovic artik bir efsane olur. Futbolu istemeyerek de olsa 1990 yilinda jubile yaparak GS’da birakmistir.

Simovic ayni zamanda penalti kullanan kalecilerdendir. Adanademirspor macinda sag ayaginin iciyle kaleciyi ters koseye yatirarak attigi penalti vurusu ilk genclik yillarimizin unutulmaz anilarindandir. Ancak 1985 yilinda Cumhurbaskanligi Kupasinda FB’ye karsi kullandigi penaltiyi kacirir ve kupa FB’ye kaptirilir. GS taraftari arasindaki lakabi “At Kafa Simo”dur.

Sirbistandaki Ic Savas sirasinda hukumet mal varligina el koydugu icin Mehmet Ali Erbil’in TV sovunda fuar kaleciligi yapmak zorunda kalan Simo'nun daramina GS taraftari ancak uzuntu duyar. Derwall’in anilarinda “O donemde GS’daki en duygusal oyuncu” olarak yer bulan Simovic’i her zaman saygiyla ve sevgiyle kucakliyoruz.

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:44 am

Nikolaos Buyukvafiadis (1919-1940)

Lakabi Boduri'dir. Boyunun kısalığı nedeniyle kendisine bu ad yakistirilmistir.

Futbola Beyoğluspor'da başlamıştı. İnanılmaz derecede yetenekli ele avuca sığmaz bir oyuncuydu. O kadar iyi bir ayak hakimiyetine sahipti ki, yağmur yüzünden salonda yapılan çalışmalarda topu eliyle atar gibi basket yapardı.

Galatasaray'a 1938-39 sezonunda gelmişti ve ne yazık ki üçüncü sezonunu bile tamamlayamadan, vefat etmiştir. Boduri'nin ölümü tam bir trajedidir.

O sırada asker olan Boduri, birliğinden izinli olarak gelip
oynadığı Beyoğluspor maçından sonra kışlasına dönerken, kar altında yürüdüğü uzun yol nedeniyle zaatüreden ölmüştü! Boduri henüz 21 yaşındaydı.

O yıllarda henüz pek çok ilaç bilinmediğinden, zaatüre öldürücü bir hastalıktı ve Boduri çift taraflı olanına yakalanınca kurtulamamıştı.

Son maçını, yetiştiği takım olan Beyoğluspor'a karşı oynamış olması da, ilginç bir rastlantıydı.

Onu izlemiş olanlar, daha sonraki yılların büyük yıldız'ı Lefter ile kıyaslamışlardır. Bu kıyaslamada oyunu Boduri lehinde kullananlar da çok olmuştur.

Boduri İstanbul Karması' nın Taksim Stadı' nda Budapeşte karması ile yaptığı karşılaşmada oynadığı futbolla Macarların bile hayranlığını kazanmıştı. Büyük Fikret gibi bir yıldızla yan yana oynayan Boduri, rakip takımı adeta sürklase etmiş ve İstanbul karması maçı 5-0 kazanmıştı.

Macar takımını kaptanı ve dönemin büyük yıldızı olan Dr.Saroşi,
" Hayatımda ilk kez bir maçta aciz kaldığımı hissettim. Bu kadar büyük iki yıldızın karşısında oynamaktan daha büyük bir şanssızlık olamaz" demişti.


Süleyman Tekil'den bir anı :

Fenerbahçe'den Galatasaray'a geçerken 9 aylık boykotumu Beyoğluspor'da geçirmişitim.İlkmaçımı Kurtuluş'a karşı oynuyordum. Santrfor Halvacı,yakınlarından birini kaybettiği için o gün takımda yoktu. Sağ iç Bambino ortaya kaymış, ben de Bambino'nun yerini almıştım. Sağ açıkta ise BODURİ oynuyordu. Bu ilk maçıydı Boduri'nin. Maç 1-1 bitmiş ancak Boduri'nin maçta varlığı ile yokluğu belli olmamıştı. Zaten bu maçtan sonra da takımda ona yer verilmedi.

Gün geldi boykotum bitti. Galatasaray'da oynamaya başladım. Boduri'nin de arasıra Pera'da oynadığını Pazar sabahları yapılan maçlarda görüyordum.

Çelimsiz hali yok olmuş, teknik yönden o usta futbolculardan kurulu forvete ayak uydurmuştu. Hatta göze batar hale gelmişti. 1938 yılının Mayıs başlarında Galatasaray'ın Yugoslavya gezisi vardı. İlk memuriyetime gireli henüz bir hafta olduğu için Müdür işimden ayrılmama müsaade etmemişti. Benim yerime gidecek bir oyuncu aranıyordu. Muslih Hoca'ya"Boduri'yi götürün" dedim. Ve biraz da aklını çelerek razı ettim. Boduri Galatasaray kafilesiile Yugoslavya'ya gidip geldi. Hocanın yüzü gülmüyor,kime "Boduri nasıldı desem" dudak büküyordu.

Bu gezi bir süre sonra Boduri'nin Galatasaray'a gelmesine neden oldu. Bu kez aramızda çabuk kaynaştık Boduri ile. Takımı meşhur antrenör Szabo çalıştırıyordu. Boduri de onun tezgahından geçti ve harika bir oyuncu oldu. Öyle ki doyulmaz futboluyla sahada çizdiği tablolar zevkle seyredildi. İki ayağındaki ustalık, zarif vücüt çalımları ile rakibi ekarte edişi,ona, rahat ve düzenli bir futbol oynama imkanı verdiği kadar, takıma da gole gitmenin yollarını kolaylaştırıyordu. Cemil her maçta gol atıyorsa Boduri'nin ikramı sonucudur.Takım farklı galibiyete kavuşuyorsa, Boduri'nin cömert bir gününe rastlanmıştır. "Manita" dediği çalımları öyle kolay ve ustaca atardı ki, karşısında değil bir kişi, birkaç kişi birden yok olurdu. Sonra da o dağıttığı defansta gole giden yolları arkadaşlarına bağışlardı.

1940 yılının 23 Aralık günü Şeref Stadında Beyoğluspor ile maçımız vardı. Boduri'de bir gün önce askere alınmış ve Sirkeci'deki İkmal Merkezine gönderilmişti. İkmal Merkezinde Galatasaraylı Yüzbaşı Muhittin Şahinbaş vardı. Boduri'nin maçta oynamasını istendiği için, Yüzbaşıya rica edildi ve Yüzbaşı Boduri için izni kopardı.Boduri pazargünü kulübe geldi. Sulukarlı çok soğuk bir günde ince bir tulumla gelmişti ve öyle de dönecekti birliğine.Maçtansonra hafif bir titreme geçirdi. Birliğine sabah gitmesi için girişimde bulunuldu ama sevkiyat gece yapılacağı için bu rica kabul edilmedi. Tüm arkadaşları ile vedalaşan Boduri Ömer Besim'in refakatinde birliğine gitti.

Gidiş o gidiş...O gece yarısı Kilyos'daki birliğine giderken yolda fenalaşan Boduri,Gümüşsuyu Askeri Hastenesine kaldırılmıştı. Onu son kez hastanede ziyaret ettik o kadar...

Bu maçtan sonra ben de futbolu bıraktım. Garip bir rastlantı, Boduri ile ilk maçımızı da son maçımızı da beraber oynamıştık...

Hem Beyoğluspor'da, hem de Galatasaray'da.

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:45 am

ARSLAN NİHAT

Arslan Nihat(Bekdik),Galatasaray'da tam 18 yıl futbol oynayan ve bunun yanında daha pek çok özelliğiyle adını Sarı Kırmızılı takımın tarihine altın harflerle yazdıran bir sporcudur.

1902 yılında doğan Arslan Nihat,futbolun yanı sıra atletizm ve kürek sporu da yapmıştı.Üç adım atlamada ve yüksek atlamada Türkiye rekorlarının sahibi olan Bekdik ayrıca yüzmede de rekorlar kırmış,binicilik alanında da kendini göstermişti.

Bekdik,1923 yılında 11 metre 92 santimetrelik derecesiyle üç adım atlamada,1.58 metre ile de yüksek atlamada Türkiye rekorlarının sahibi olmuştu.

Bekdik'e arslan ünvanı,takımı için çok iyi mücadele etmesinden dolayı seyirciler tarafından verilmiştir.

Nihat Bekdik,Sarı Kırmızılı forma altında 288 maçta oynamıştır.Dönemin Milli Takımının da Fenerbahçeli Zeki Rıza ile birlikte değişmez iki adamından biriydi.Uzun yıllar Galatasaray'ın kaptanlığını da yapan Bekdik,Milli Formayı 21 kez giyerek,kendi dönemi için bir rekor kırmıştır.Bekdik,10 kez de Milli Takım kaptanlığı yaparak bu konuda da adını futbol tarihimize yazdırmıştır.

Aktif futbolculuk yaşantıısndan sonra da sporu sürdüren Arsan Nihat,binicilik,yelken ve yüzme sporlarını yaptı.Katıldığı yarışlarda dereceler ve madalyalar kazandı.Yaşıtlarının artık kendilerini emekli ederek köşelerine çekildiği dönemde bile Arslan isimli teknesiyle yarışlara katılıp şampiyonluklar kazanan,boğazı yüzerek geçme yarışlarına katılan Nihat Bekdik,neredeyse bütün ömrünü bir sporcu olarak geçirdi.

1957 yılında milletvekili olan Bekdik,21 Ekim 1972'de İstanbul'a ölmüştür

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:46 am

TARIK HOCİÇ

Hala Galatasaraylı...
Hala Galatasaray sevdasıyla yanıp tutuşan bir insan.

Şu anda Bosna'da işlettiği restaurant'ının adı bile Galatasaray...
Tabelasında GS logosu var...

Harika bir golcüydü, müthiş top saklardı, tek vuruş ustasıydı,
kafa golleri meşhurdu...
Cezasahası içerisinde hangi köşede olursa olsun yakaladığı topu
kaleye gönderirdi.

Türkiye'nin yabancı tek gol kralıdır..

Ayağının tozuyla çıktığı ilk FB maçında yerleştirmişti FB ağlarına golünü...

Aşağı yukarı ondan sonraki her GS-FB maçında da
attı zaten golünü. Karşısında FB'yi gördü mü çakıyordu:-)

Gün geldi Sarıyer'e transfer oldu. İlk Galatasaray-Sarıyer maçında onu tribünlere çağırdığımızda kapalının önüne kadar geldi, AĞLIYORDU...
Sicim gibi iniyordu göz yaşları...

Ama sadece o değil, tribündeki bizler de ağlıyorduk...Hem de gözyaşlarımız sel gibi olurcasına

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:46 am

Claudio André Mergen Taffarel: Nasira’li Isa’nin Kalecisi

Futbolda kalecilerin onemi buyuktur. Hep de efsane isimler korumustir GS’in kalesini. Taffarel de bu efsane isimlerden biridir.

Taffarel Brezilya Milli Takimi’nin vazgecilmez kalecisiydi. Firtinali yasaminda ne zaman sansizliklar belini bukse hep Tanri’ya siginirdi. Sigindigi Tanrisinin askina eldivenlerini bir kenara firlatip futbolun en agir formasini “10” numarali formayi giydigi bile olmustur.

1966 yilinda Rio Grande do Sul'de dunyaya gelen Taffarel, 19 yasinda iken Porto Alegre takimiyla sozlesme imzalayarak profesyonel olur. Iki sene sonra Kanada Milli takimina karsi Brezilya kalesi onun ellerine teslim edilmistir. Takvimler 1992 yilini gosterdiginde uzun yola cikmaya hukum giyer. Italya’nin Parma takimina transfer oldu. Parma onunla ayni yil Italya kupasini, bir yil sonra da Avrupa Kupasini kaldirdi.

Taffarel icin 1994 sezonu ise sansisliklarla basladi ama mutlu bitti. Inanilmaz goller yiyerek bir anda kendisini yedek klubesinde buldu, bir kac hafta sonra bavulu toplayip Reggiana’ya gitti ve orada yeniden dogdu. Reggiana kalesinde mucizeler yaratmasi Brezilya Milli Takimin 1994 Dunya Kupasi kadrosuna cagrilmasina yol acti.

1994 Dunya Kupasi finainlde tum dunya onu izliyordu. Belki gergindi, heyecanliydi ama umutluydu. Once Massaro’nun penaltisini kurtarmis, ardindan Dunga Brezilya;yi 3-2 one gecirmisti. Sira son penaltidaydi ve topun basinda Italyanlarin dunya futboluna sundugu son efsane isim Roberto Baggio vardi. Baggio topa vuruken Taffarel ters koseye yatmisti ama her zaman sigindigi Tanrisinin destegiyle Baggio topu ustten disariya gondermisti. Artik, Dunya Kupasi kazanmis bir takimin kalecisiydi. Dunya Kupasini kucakladiktan sonra yaptigi ilk is, Italya’ya donmek ve formasini Regi’daki bir manastirin kesisbasina hediye etmek olmustu.

Reggiana ile anlasamayinca bir anda issiz kaliverdi. Yine Tanri'ya sigindi. Manastira kapandi. Ibadet saatleri disinda futbol oynuyordu ama kaleci olarak degil. Sirtinda, Pele’nin de giydigi “10” numarali forma vardi. katildiklari turnuvada 7 macta 15 gol atti.

Italya’da hayat yoktu O’na. Cizmedeki kariyeri hic de hos olmayan bir sonla noktalanmisti. Bir gun Brezilya;dan “gel” haberi ulasti. Atletico Mineiro kaleye gecmesi icin teklifte bulunmustu. Yine Tanri’nin hediyesi saydi bu daveti. Anilarinda “Nasirali Isa ve inanclarim yeniden eldiven giymemi sagladi” diyordu. Fransa 1998'de soyunma odasinda takim arkadaslarina “kardeslerim, bakin yaklasiyor yaklasmakta olan, bakin yaklasiyor yaklasmakta olan, gucunuzu Nasira’li Isa’dan alin…” diyordu.

Yari finalde Avrupa futbolunun yildizlariyla dolu Hollanda’yi eleyen Brezilya’nin yildizi iki penalti kurtaran Taffarel’di. Ancak finalde isler iyi gitmeyecek ve Zidane’in liderliginde Fransa kupayi kazanacakti.

Cantasinda her zaman Isa’nin bir okonunun yaninda cocuk resimleri tasirdi, dunyanin cesitli ulkelerinde 22 civarinda kimsesiz cocugun uvey babasi ve hamisiydi O.

Fransa 98 oncesinde Galatasaray’la anlasan Taffarel icin belki de cok seyler soylendi ama en guzelini bir Italyan gazeteci soylemisti:

“Brezilya’dan kaleci cikmaz diyenler sanirim Taffarel’i hic izlemediler.”

Galatasaray’da forma giydigi uc sezon boyunca zaman zaman yedigi goller nedeniyle elestiri alsa da kararli bir grafik cizdi Taffarel. Kariyerinin belki de en kotu ani Londra’daki Chelsea macinda kirmizi kart gormesiydi. Agustos 1999’daki deprem sonrasi kalede bir turlu konsantre olmakda zorlanisini hep ilginc bulmusumdur. Kendisiyle soylesi olanagim olsa o donemi, inanclarina ragmen korkularinin kaynagini sorardim.

Kisa surede toparlanan Taffarel, GS’in 2000 yilinda Turk Futbol tarihinin en buyuk basarilarindan birine imza atmasinda bas rolu ustleniyordu. Ozellikle topu oyuna sokustaki ustasiligi kalecilik sanati icin bir zirveydi. Kopenhag’da finalin uzatma dakikalarinda Thiery Henry’nin doksana dogru giden kafasini mucizemsi bir sekilde kurtaran Taffarel, penaltilarda da devlesiyor, Parlour disinda hicbir Arsenal’liye gol attirmiyordu. O kutsal eldivenler bir kac ay sonra Monaco’da Super Kupa Finalinde CL sampiyonu Real Madrid’in usta ayaklarina gecit vermiyor, Mario Jardel’in iki goluyle bu kez Super Kupa’ya uzaniyordu.

Ikibin yilinda bir Italyan sirketi Taffarel’e soyle bir oneride bulunmustu. “1994 Dunya Kupasi finalindeki son penaltiyla ilgili bir reklam filmi projemiz var. Ama bu kez Baggio golunu atacak, sen de kalede olacaksin.” Andre Claudio Taffarel ortada 250 bin dolar gibi bir rakam olmasina ragmen bu oneriyi onurlu bir sekilde reddetmis ve hic unutulmayacak su sozleri soylemisti:

“Tanrinin yazdigi bir kaderi degistirmezsiniz. Siz istemeseniz de o kupayi Brezilya kazandi!”

2001 yilinda GS’da maddi sorunlar basgostermeye baslamisti. Taffarel GS’dan ayrilarak, belki de yillar once buruk ayrildigi Italya’ya Parma’nin kalesini korumak uzere gidiyordu. Parma’da basarili olamayan Taffarel Empoli’den teklif alir. Mavi formalilarla ilk antremana cikmak uzere Toskana’ya ulasmak uzereyken arabasinin bozulmasi uzerine durmak zorunda kaldi. Olaganustu kaleci, bunun yazgi eseri sonucu oldugunu ve Empoli’nin kendisi icin uygun tercih olmadigina inandigini iletti.

Aslinda Latin dunyasinda dini inanc ve ritueller arasindaki sinirin zaman zaman bulaniklastigina sahit oluruz, edebiyatta da, sinema da da ornekleri var. Peki son dunya kupasinda kalesinin icine, rahibe kizkardesinden aldigi okunmus suyu doken Trapattoni’ye ne demeli? Ya da ustaca, cebinden cikardigi kucuk ikonu operken kameralara yakalanmamaya calisan, cocukluk askimiz Ispanya’nin teknik direktoru Camacho’ya?

Taffarel, 37 yasindaydi, bir kaleci icin pek da gec bir yas degildi, ama anlasilan, basina gelen her kotu olayin Tanrinin bir uyarisi oldugu inanci agir basmisti. Oysa o da biliyordu ki” olumler, olumlere ulanmakta ustadir, hayatsa bir baska hayata.”

Asil bir kaleciydi Taffarel, kadirsinasti, GS'li buyuk kucuk herkesin sevgilisiydi. Herseyin Euroya indekslendigi bir cagda, kanatlari kara fucur cicekleri acmis bir dunyanin ortasinda biliyorum kolay anlasilmayacak kadirsinasliktan, tevarus edilmemis asaletden dem vurmak. Nasirali Isa’nin kalecisinin dogru seyler yapabildim duyarliligi anlamak bu cagin insanina zor gelebilir. Bu yuzdendir zaman cekilen sulari bilir, zamani geldiginde, kalmak icin cekilmek gerekir.

Sozun ozu Galatasaray’in kalesinden canli bir tarih geldi, gecti.

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:47 am

CEVAD PREKAZİ

Üstündeki kutsal Sarı - Kırmızı formaya ne de yakışırdı,incecik bacaklarıyla o füzeleri nasıl çıkartır çoğu futbol düşkünü anlam veremezdi...Türkiye'ye "muz orta " tabiri onunla birlikte geldi...Onunla ilgili hemen hemen herkesin üstünde birleştiği ve unutamadığı anlar mutlaka vardır ama sanırım en güzeli Monaco maçında attığı unutulmaz goldü...Top fizik kurallarını alt üst ederek yere tamamen paralel gitmiş dönerken çıkardığı ıslık trübünlere dek yansımıştı ve kalecinin uzanmasının imkansız olduğu noktada filelerle buluşmuştu...O ana dair hatırladığım tek şey gooll diye bağırırken kendimi kaybettiğim...

Hey gidi Prekazi...

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:47 am

Fatih Terim'in yaşamından kesitler...

Adana Demirspor Günleri...
Yıl 1953. Baba Talat Terim, oğlunun futbolcu olması için dualar eder. Terim ailesine Fatih'ten sonra iki yeni üye daha katılır, iki kız kardeş. Terimin "Adana'nın göbeğinde topraksız bir emekçi çocuğuydum dediği günler... Altı yaşından itibaren, bir ayağı aksak olduğu için "Topal Talat" lakabıyla çağrılan babasıyla birlikte birçok ağır işte çalışır. Ayakta kalmanın yollarını küçük yaşlarda öğrenmeye başlar. Böylece ileride, meydan okumaktan usanmayan, kaybetme korkusu olmayan, gücünü sabırdan ve çalışma hırsından alan Fatih Terim'in karakterinin temelleri atılır.

Bir yandan da mahalle arasında futbol topunu ayağına değdirmeden yapamamaya başlamıştır. Okul hayatı, futbol kadar cazip gelmez. Babasının isteği üzerine Motor Sanat Enstitüsüne girer fakat 2. sınıfta devamsızlıktan okulu bırakmak zorunda kalır. 1969'da henüz 16 yaşındayken formasını giymeğe başladığı Adanademirspor'la futbol hayatı başlar. Adanademirspor genç takımında kimse para almazken bir tek Fatih Terim maaş almaktadır. Maaşı 150 liradır ve diğer futbolcular görmesin diye bu para Fatih'e gizlice verilmektedir. Üç yıl içerisinde Adanademirspor'da takım kaptanlığına kadar yükselir. İlk kez kaptanlık pazubentini koluna geçirdiği andaki heyecanını hiç bir zaman unutmayacaktır. Takım çıkış tüneline geldiğinde, arkadaşlarına 'bir kaptanın söylemesi gerektiğini söyleyerek' sahaya son sürat koşar. Bir an duraksar, çünkü arkasında kimse yoktur: " Öyle hızlı koşmuşum ki kimse bana yetişememiş." Fatih Terim 6 yıl daha Adanademirspor formasını giyer.

1972 yılında, Santrafor Fatih, yeşil sahalarda fırtına gibi eserken, futbol otoritesi Fatih Somer ve Genç Milli Takım Antrenörü Gündüz Tekin Onay'ın dikkatini çekmekte gecikmez. Milli takıma çağrılır. Futbolculuk döneminde hayatını değiştiren en önemli maç ise Adanademirspor'un Galatasaray'ı 1-0 yendiği maç olur.

Doksan dakika boyunca oynadığı futbolla göz doldurur. Milli takımla birlikte gittiği Romanya maçı sonrası yıldırım hızıyla nasıl Galatasaray'lı olduğunu şöyle anlatır. "Romanya milli maçından sonra İstanbul'a dönmüştük. Galatasaray'lılar beni havaalanından alıp kulübe götürdüler. Bu arada Adanademirspor'lular araya girmek istediler ama ben kararımı vermiştim. Galatasaray'a gönülden 'evet' dedim." Ve Galatasaray Kulübü'ne 1 milyon 650 bin liraya transfer olur. O artık Galatasaray'lı Fatih'tir.

***

1953 yılının 14/Eylül 'ünde Adana 'nın eski mahallelerinden Çınarlı 'da dünyaya gelmiş Fatih Terim... Üç çocuklu, fakir bir ailenin en büyük çocuğu olduğu için, kendini bildi bileli çalışmak zorunda kalmış... İki tekerlekli el arabasında Antep fıstığı satan babasının yanında başlamış çalışma hayatı...Ama bir gün, başında figürler yaptığı arabayı elinden kaçırıp fıstıkları dağıtınca, babsından hiç unutamadığı o müthiş tokadı yemiş...

Bir anlamda, 'Şımarıklığa paydos' olmuş butokat Fatih'in hayatında... Ondan sonra herşeyi ciddiye almayı öğrenmiş...Zaten hayatının en ciddi işiyle de o yaşlarda tanışmış: Futbol...

Futbola başladığı Adana Demirspor'un altyapı teknik sorumlusu Coral Aydınoğlu 'na göre, Fatih 'in sadece iyi futbolcu değil, lider futbolcu olacağı o günlerden belliymiş...1973-74 sezonunda Adana Demirspor 'dan Galatasaray 'a transfer olduğu zaman da liderlik yönünü hemen ortaya çıkarmış Fatih Terim...Bir dönem birlikte futbol oynadığı Cüneyt Tanman 'ın deyişiyle, dah o zamandan liderliğe soyunarak, takımın ağabeyleri arasında yer edinmeye çalışmış... Fatih 'le 6 yıl aynı takımda oynayan Gökmen Özdenak ise daha açık konuşuyor: Fatih 'in liderlik yönü şöylede yorumlana bilir: O, insanları yönlendirmeyi ve kullanmayı çok sever. Birlikte oynadığımız altı yıl boyunca getir götür işlerini yaptırdığı kendinden küçüklerden biri de, şimdiki yardımcısı Müfit Erkasap 'tı...

Kafa yaran topçu

Hayatı kavgalarla dolu futbolcu Fatih 'in... Şişli'de bir gece kulübünde Emniyet Müdürü Gündüz Alp 'in burnunu kırmış...Bir pek yakından ilgilendiği Müjde Ar 'ın çevresinde dolaşıyor diye bozulduğu Turgay Canyurt adında bir delikanlının gazinoda kafasını yarmış...Kendinden çok uzun boylu olan Fenerli Erol TOGAY'ı bir kafa darbesiyle yere sermiş...Stad içinde görevli polislerin üzerine yürümüş...Takım arkadaşına kırmızı kart gösteren hakeme kafayı yapıştırmış...Bir başka maçta yan hakemin suratına tükürmüş...Bütün bunların cezasını çekmiş tabii; ama uslanması 1982 yılında eşi Fulya Hanım 'la evlenmesinden sonra gerçekleşmiş...

Fatih Hoca da Paris 'te okumuş...Adana 'dan gelip, ceketi omuzunda, tesbihi elinde, pavyon muhabbeti dilinde dolaşan bir delikanlının: Paris 'te eğitim görmüş bir genç kızla mutlu bir evlilik sürdürebileceğine kimse ihtimal vermemiş önceleri...Fatih Terim, bu çelişkiye bir espri getiriyor:

'N'olmuş yani; biz de Paris 'te okuduk. Adana'da Güneyin Paris'i değil mi?...'

Aradaki kültür farkı hiç sorun olmamış...Fulya Hanım Fatih'in doğallığından etkilenmiş, Fatih de onun birikiminden...Sonuçta konuşarak,tartışarak ve kendi deyişleriyle 'Birlikte büyüyerek' halletmişler herşeyi...Şimdi kızları Merve ve Buse'yle mutlu bir hayatları var...Ailesinden çok futbolcuılarına vakit ayıran Fatih Hoca, 'Biz realist bir aileyiz. Ben ekmeğimi bu işten kazanıyorum. Ayrıca, zaman zaman olan ayrılıklar bir özlem doğuruyor. Dönüşümüzde sevgimiz daha da pekişiyor' diyor...Fulya Hanım 'da bu görüşe katılıyor olmalı ki, eşinden manevi desteğini hiç esirgememiş yıllar boyu...

Fatih bir megaloman mı?

11 yıl futbol oynadığı Galatasaray forması altında tek lig şampiyonluğu bile yaşayamayan Fatih Terim, şimdi bu takımı teknik direktör olarak başarından başarıya koşturuyor...Kırılması çok güç rekorlara imza atıyor...Kimine göre, Fatih futbolculuğundaki kupasızlığın acısını çıkarıyor şimdi...Kendisine 'Uğursuz' diyenlerden öcünü alıyor...Ve bu olağanüstü başarıyı sergilerken, 'Ben tarihe geçtiğimi bilecek kadar Türk futbolundaki zeki adamlardan biriyim' diyor...Peki kendisi bir megaloman mı? Bunu kendiside kabul ediyor zaten...'Eee, kolay değil tabii...Hep lider olmaya alışmışız bir kere' diyor...


Fatih Terim. Namıdiğer “imparator”. İşte Türk futbol tarihine altın harflerle imzasını atan ve dünya futboluna da damgasını vuran bir teknik adam. İşte Fatih Terim’in her zaman önüne koyduğu hedeflere göre yönlendirdiği bir hırsın ve yükselişin hikayesi.
18 Mayıs— Türk futbol tarihinde büyük bir başarıya imza atarak UEFA Kupası’nı kazanan Galatasaray’ın başarılı teknik direktörü Fatih Terim’in, Adana Demirspor’da başlayıp Galatasaray’da süren futbol yaşamının kısa hikayesi...

Yıl 1969, 16 yaşındaki Fatih Terim Adanademirspor’da futbol yaşamına başlar. O zamanlar genç takımda kimseya para verilmezken, bir tek o maaş almaktadır. Maaş 150 liradır ve diğer futbolcular görmesin diye bu para gizli gizli verilir. Santrafor mevkiindeki başarılı futbolu ve geçen üç yıl sonunda kaptanlık pazubentini koluna geçirir. Ve altı yıl Adanademirspor formasını giyer.
1972 yılında futbol otoritesi Fatih Somer ve genç milli takım antrenörü Gündüz Tekin Onay’ın dikkatini çeker. Fatih Terim böylece milli takıma çağrılır. Onun hayatını değiştiren en önemli maçsa Adanademirspor’un Galatasaray’ı 1-0 yendiği karşılaşma olur. Ortaya koyduğu başarılı futbolla göz dolduran Terim, milli takımla birlikte gittiği romanya maçı sonrası Galatasaraylı olur. 1996 yılında aldığı transfer ücretiyse 1 milyon 650 bin liradır. O artık Galatasaraylı Fatih’tir.
Sarı-kırmızılı ekipte kendisine libero görevi verilir. Formasının hakkını her maçta ortaya koyduğu futbolla tüm sporseverlere gösterir. Sahadaki hırçın futbolu, liderlik vasfı ve bir maçta hakeme tükürmesiyle sahaların zapdedilmez bir oyuncusu olur. Günler, aylar, yıllar derken zaman akıp gider. Ancak oynadığı dönemde hiç lig şampiyonluğu yaşayamaz. Türkiye kupası, cumhurbaşkanlığı, başbakanlık, TSYD ve Donanma kupalarında teselli bulur. Fatih Terim Galatasaray’daki başarısını milli takımda da sürdürür. 51 kez milli olarak 1984’ten 1995’e kadar o dönemin rekorunu uzun süre elinde tutar.
18 yıllık futbol yaşamının, 11 yılını verdiği Galatasaray’dan, yeşil sahalardan ve tezahuratlardan ayrılma zamanı gelmiştir. Terim Galatasaray-Trabzonspor maçıyla futbol hayatına son noktayı koyar.
Futbolu bıraktıktan sonra antrenörlük kurslarına giden Fatih Terim, 1988-89 sezonunda ilk teknik adamlık görevini Ankaragücü’nde yaptı. Göztepe’yi bir yıl çalıştırdı. 1990-1993 tarihleri arasında Ümit Milli Takım hocalığını, A Milli Takım teknik direktörlüğü izler. İlk maçına da Ekim 1993 yılında çıkar. Millilerimiz ilk kez 1996 yılında Avrupa Futbol Şampiyonasına katılır. Elemelerde ortaya koyduğu başarılı futbolla göz doldurur.
1996 yılı 1 temmuz itibariyle Galatasaray’da ikinci Fatih Terim dönemi başlar. Bu dönem sadece sarı-kırmızılı takım için değil, Türk futbol tarihinde de önemlidir. Teknik direktör Fatih Terim’li Galatasaray bu dönemde lig şampiyonu olur. Cumhurbaşkanlığı kupasını da müzesine götürür. Başarı sadece bunlarla sınırlı kalmaz. Avrupa kupalarında da başarılı futboluyla göz doldurur.


1997-98, 1998,99, 1999,2000 sezonlarında da sarı-kırmızılı ekip Türkiye ligine damgasını vururken, Avrupa’da da başarılar birbirini izler. Şampiyonlar Ligi’nde aldığı sonuçlarla Türk futbolunun çıkışını kıtalara taşır.
Sarı-kırmızılı ekip birbiri ardına bu başarılara imza atarken, taraftar da teknik direktörleri Fatih Terim’i “imparator” ünvanıyla ödüllendirir.
Bu sezon Şampiyonlar Ligi’nde grubunda Milan’ı son maçta yenerek UEFA Kupas’ına katılmaya hak kazanan Fatih Terim’li Galatasaray, zorlu maçlar sonrası UEFA Kupası finalini Arsenal’la oynama hakkını kazandı. Uzatmalarla birlikte 120 dakika golsüz sonuçlandı. Ve penaltı atışları sonrasında Türk futbol tarihinde ilkkez bir Türk takımı UEFA Kupası’na damgasını vuruyordu.
Sarı-kırmızılıların olduğu kadar, herkesin gönlünde taht kuran “İmparator Fatih Terim” böylece Avrupa’ya da damgasını vurmuş oluyordu

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:48 am

* * * * * * * * * * * * * * HAKAN ŞÜKÜR

Hiç şüphe yok ki Hakan modern futbol çağının en verimli golcülerinden biri ve gelmiş geçmiş en iyi Türk futbolcusu...
Kariyerine Sakaryaspor'da başlayan Hakan bir süre sonra Bursaspora transfer oldu ve burda büyük takımların ilgisini çekmeye başladı.Bursaspor'da iki başarılı sezondan sonra onun için daha büyük takımlarda oynama zamanı gelmişti ve o çocukluğundan beri taraftarı olduğu Galatasaray'a transfer oldu..Burda çok başarılı oldu ve 3 sezonda 50'den fazla gol attıktan sonra Galatasaray yönetimi Hakan'ı İtalyan takımı Torino'ya satma kararı aldı.Hakan bu sırada bir de evlilik yaptı.Her zaman büyük hedefler için oynamaya alışmış olan Hakan için tek hedefi kümede kalmak olan Torino gibi bir takım uygun değildi ve Italya liginde 5 maç oynayıp 1 gol attıktan sonra Galatasaray'a dönüş yaptı.Evliliği de kötü giden Hakan İtalya dönüşü eşinden boşandı.

Galatasaray'a dönüşünde Graeme Souness yönetiminde tüm moralsizliğine rağmen 25 maçta 16 gol atmayı başardı.1996 da takımın başına Fatih Terim'in geçmesiyle Hakan ve Galatasaray için yeni bir dönem başlıyordu...Hakan'ı çok iyi tanıyan Fatih Terim'in komutası altında Galatasaray o yıl şampiyon olurken Hakan 38 gol atmayı başardı.

Bu zamandan beri Hakan düzenli olarak Galatasaray ve Türk Milli takımı için gol atmaya devam ediyor.Türk milli takımının Hakan'ın gol attığı hiç bir maçı kaybetmemesi onun ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösteren bir diğer delildir.

Özellikle bu sene Avrupa kupalarında çok iyi bir performans gösteren Hakan'ın geçen sene evlendiği eşi Beyda Hanım'dan bir de kızı oldu.

Hakan'ı bu kadar iyi bir oyuncu yapan nedir?

En başta üstün hava hakimiyeti.Hakan deyince herkesin aklına onun attığı birbirinden güzel kafa gollerinden biri mutlaka gelir.Hakan'ın dünyanın en iyi kafa golü atan oyuncularından biri olduğu(belki de en iyisi olduğu) Avrupa Futbol Otoritelerince de tescillidir.

Savaşçılık...Hakan'ın gol atmadığı bir çok maç var belki,ama hiçbir maçta savaşmadığı,hücum presin en iyisini yapmadığı görülmemiştir.Golcülük özelliklerinin yanında asist yapmayı da çok seven Hakan'ı durdurmak için rakip takımlar ona bazen 2 hatta 3 markajcı verirler.Bu da yanında oynayan Atrif,Okan gibi oyunculara gol atmaları için gerekli boş alanı sağlar.

Şutlar...Hakan genelde iyi şut atan bir oyuncu olarak düşünülmese de bu onun iyi şutlar atamamasından çok ceza sahası dışından topa vurmayı sevmeyen kollektif oyun stili yüzündendir. Yine de Hakan ceza sahası içinde ölümcül bir silahtır ve kale önünde hem sağ,hem sol ayağını kullanabilir

Galatasaray sevgisi Hakan'ı başarılı kılan özelliklerinin belki de en önemlisidir...Bu yüzden Juventus dahil birçok ünlü kulübün tekliflerini reddeden Hakan gerçek bir Galatasaray taraftarı...Ne yazıkki Galatasaray yönetiminin yanlış tutumundan sonra Hakan sevdiği takımı bırakıp bir İtalyan devine transfer oldu...Internazionale Milan...Takımdaki ilk senesinde Vieri,Recoba,Zamorano,Ferrante gibi İtalya ligini iyi bilen starların varlığına rağmen 24 lig maçında forma giyen Hakan 5 gol attı.Galatasaray'dan kalma alışkanlıklarını sürdüren Hakan Inter için de ezeli rakip Milan ve Hertha Berlin'e gol atmayı başardı.İnter'deki kinci sezonunda yeni teknik direktör Cuper'le anlaşamayan Hakan kadroda yer bulamadı ve başka bir ünlü İtalyan takımı olan Parma'ya transfer oldu.Sezon sonunda Parma tarafından bonservisi karşılığında serbest bırakıldı.

Bu arada 2002 Dünya Kupası kadrosuna seçilen Hakan burada şanssız maçlar oynadı ve sakatlandı ama yine de 11 saniye ile Dünya Kupası tarihinin en çabuk golünü atmayı başardı ve Milli Takımımızın dünya üçüncülüğünde pay sahibi oldu.

Dünya kupası sonrasında aralık ayında eski Galatasaray teknik direktörü Sounes'in çalıştırdığı aynı zamanda Tugay'ın takımı Blackburn Rovers'a transfer oldu.Blackburn formasıyla çıkacağı ilk maçtan önce şanssız bir şekilde sakatlanan Hakan,burada az sayıda maçta oynama fırsatı buldu ama 2 gol attığı Fulham maçı gibi maçlarda etkileyici bir oyun sergiledi.Sezon sonunda Blackburn Rovers'ın Hakan'ın ücretini karşılayamayacağını açıklamasından sonra eski takımı ve yuvası Galatasaray'la boş mukaveleye imza atarak anlaştı.




29.07.1971 Sakarya

1,91 m

83kg

Santrafor

Evli

Bir kızı var



Hakan'ın ünlü kurbanları:Marco Pascolo
Thomas Ravelli
Van Der Sar
Nevile Southall
Rampulla
Oliver Kahn
Gabor Kiraly
Christian Abbiati
Gianluca Pagliuca
Jens Lehmann
Leo Franco
Nigel Martyn
David Seaman
Sezon Kulüp Maç Gol
1990/91 Bursaspor 18 5
1991/92 Bursaspor 25 7
1992/93 Galatasaray 30 19
1993/94 Galatasaray 26 16
1994/95 Galatasaray 33 19
1995/96 AC Torino 5 1
Galatasaray 25 16
1996/97 Galatasaray 34 *38* Gol Kralı
1997/98 Galatasaray 34 32 Gol Kralı
1998/99 Galatasaray 31 19 Gol Kralı
1999/00 Galatasaray 33 14
2000/01 Inter Milan 24 5
2001/02 Inter Milan - -
2001/02 Parma
2002/03 Blackburn Rovers
2003/04 Galatasaray
2004/05 Galatasaray
2005/06 Galatasaray

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:49 am

ASLAN YÜREKLİ KAPTAN BÜLENT
O doğuştan Cengaver.. O Doğuştan Cesur..
Gerçekten adı ile doğmuş, adı ile özdeşleşmiş.
Adını futbolunun karakteri yapmış..
Taraflı tarafsız milyonlarca futbolsever O'nun CESUR futbolu karşısında O'na "Cesur", "Cengaver" adını, birer "Nişane" olarak takmışlar..
Kafası yarılsa da, kolu çıksa da, kaşı patlasa da, yüzünden kanlar aksa da O savaşına devam ederek, "cesaretin" sembolü olmuş..
Evet o doğuştan "Cesur" doğmuş..
Baba Osman Korkmaz ve Anne Nevin Korkmaz ikinci erkek evlatlarının adını "Cesur" olarak koymuşlar..
Evet Bülent Korkmaz olarak bildiğimiz Bülent'in gerçek adının "Cesur" olduğunu, doğuştan ona "Cesur" adının verildiğini ve bunun nüfus kağıdı alırken nüfus memuru tarafından "Bülent" olarak yazılarak değiştirildiğini eminiz çoğunuz bilmiyordunuz.
..Evet o "Cesur" doğdu.. Adını yazarken nüfus memuru değiştirdi ama futbol karakteri ile milyonlar adını O'na geri verdi hem de adının doğuştan cesur olduğunu bilmeden..
Sonra bir erkek kardeşi daha doğdu. Baba Osman Korkmaz ve anne Nevin Korkmaz ona da MERT adını verdiler. Ama bu defa Mert'in adını kütüğüne kaydettirdiler..
Onlar doğuştan CESUR ve MERT kardeşlerdi...
Yıllar geçti futbol karakterleri isimleri ile özdeşleşti..
Cesur, Cengaver ve Büyük kaptan Türk futbolunun simge ismi oldu. Gururu oldu..

İŞTE BÜLENT İN ÖZGEÇMİŞİ
24 Kasım 1968 tarihinde İstanbul'da doğdum.
Aslen Malatya Doğanyol Gevheruşağı köyündeniz..
Üç erkek kardeşiz. Abim Recep Korkmaz, kardeşim Mert Korkmaz.. Mert memleketimizin takımı Malatyaspor'un oyuncusu.. Gerçekten başarılı ve çok iyi bir futbolcu..
Annem Nevin Korkmaz, babam Osman Korkmaz doğduğumda adımı CESUR olarak koymuşlar ancak nüfusa yazılırken Bülent olarak değiştirmiş memur.. Çocukluğum Fatih Edirnekapı'da geçti. İlkokulu bugünkü Vefa Stadı'nın arkasında bulunan Hattat Rakım İlkokulunu bitirdim. İlkokul sıralarında okul bahçesinde ve semtimizdeki arsalarda top oynuyorduk..
Edirnekapı'dan Florya'ya taşındık.
Evimiz Galatasaray'ın bugünkü tesislerinin karşısındaydı. ancak o zaman böylesine modern değildi.
Hayatımın her dakikasında "Çocukluğumun aşkı" Galatasaray takımı tam karşımdaydı.
"Galatasaray formasını bir gün giyeceğim" diyordum. Ama daha 11 yaşında giyeceğimi rüyamda görsem inanamazdım.
Bir gün yine her zamanki gibi evimizin önündeki arsada top oynarken, Galatasaray altyapısından Allah rahmet eylesin Salih Bulgurlu ve Ahmet Keskinkılıç hocalarımız beni izlemişler beğenmişler, bana "Gel seni Galatasaray'a alalım, gelir misin" dediler..
İşte o an Galatasaray maceram başladı
O gece sabaha kadar uyuyamadım..
11-12 yaşımda renklerine gönül verdiğim takımın futbolcusu olacaktım.
Ertesi günü iple çektim. Tuttuğum takımın, her gün uzaktan baktığım Galatasaray kulübünün içindeydim artık.
Altyapıda oynarken Şenlikköy orta okulunu bitirdim.
Ahmet Keskinkılıç hocamızla beraber Yıldızlar İstanbul şampiyonu olduk. 14-16 yaş seçildim 14-16 da oynarken Bülent Ünder hocamız, beni genç takıma davet etti. "Artık genç takımla idmanlara çıkacaksın" dedi. Oynadığım her kategoride aynı hırs ve heyecanımla basamakları teker teker çıkmaya başlamıştım. Genç takımla antrenmanlara çıkmaya başladım. Gençler Türkiye şampiyonluğunu yaşadım. Bülent Ünder Hoca'mdan çok şey öğrendim. Sonra U21 Türkiye şampiyonu olduk. O sırada ben hem genç takım, u21 yani PAF takım, amatör ligde, 3.ligde her takımda oynuyordum devamlı maç yapıyordum haftanın üç günü değişik kategorilerde Galatasaray forması altında oynuyordum.
Bülent Ünder hocamla genç takımlar Türkiye şampiyonu olunca, Bülent Ünder Hocam beni, ihsan, Hüseyin ve Tugay'ı A takıma teklif etti. Bu mutlulukların en büyüğüydü. Basamakların en üstüydü. Derwall ve Mustafa Denizli hocalarımız döneminde A takımla idmanlara çıkmaya başladık. İnanılmaz bir duyguydu A takım idmanlarına çıkmak.. Mustafa Denizli Hocam bana güvenerek, lig maçlarından ziyade Avrupa kupalarında görevler verdi. Sanıyorum verilen görevleri en iyi şekilde yerine getirmek için verdiğim mücadele takdir gördü ki A takım formasını daha sık giymeye başladım..
BİR MUTLULUK DAHA.. TRANSFER DEĞİL EVLİLİK KONTRATI
A takımın çiçeği burnunda futbolcusuyken bir aile ortamında eşim Banu ile tanıştım. Yıldırım aşkı bu olsa gerekti.. Bir yanda futbol aşkı ve bir yanda ömür boyu sürecek bir evliliğin kıvılcımlarının atıldığı bir aşk. Profesyonel olarak mukavele imzaladıktan 2 sene sonra kadar 22 yaşında evlendim.. Galatasaray'ıma olan 34 yıllık eşime olan 13 yıllık (11 yılı evlilik) aşk devam ediyor. 9 Yaşında Selen Korkmaz, 4 yaşında Ezgi Korkmaz adında iki kızım var. İnşallah Haziran'ın 15 inde 11. evlilik yıl dönümümüzü kutlayacağız..
A takım.. Evlilik ve bu arada ihmal ettiğim tahsil yaşantımı devam ettirmek istiyordum. Pertevniyal Lisesi gece bölümüne devam ettim. 2. sınıfa geçtim ancak idmanlar, maçlar, deplasmanlar zor olduğundan liseyi dışardan bitirmek zorunda kaldım ve Bakırköy Lisesinden diplomamı aldım.
Çok büyük futbolcularla, çok büyük teknik adamlarla, çok büyük başarılar, heyecanlar yaşadım. Galatasaray benim yaşam sebebimdi.. Hala da öyle..
Bugün düşündüğümde Edirnekapı'dan Florya'ya taşınmamızın benim Galatasaray maceramın başlaması noktasında tam bir "Kader" olduğunu, bunun Allah'ın bir lütfu olduğunu düşünüyorum.
12 yaşında kapısından girdiğim, formasını giydiğim Galatasaray'da 22 yılımı 34 yaşımı geride bıraktım..
Yani yolun yarısı.. Türkiye'de hiç bir futbolcuya nasip olmayan büyük sevinçleri başarıları yaşadım.. Yurt içinden ve dışından bir çok transfer teklifi almama rağmen asla ve asla Galatasaray'dan ayrılmayı düşünmedim.
Sonuçta 21 yıllık bir serüvende Türkiye'den Dünyaya açılan UEFA Kupası Şampiyonu Dünya Devi Galatasaray'a uzanan bir süreç.. Kapısından içeri girdiğimde Avrupa'da adı pek bilinmeyen ama şimdi futbolcuları Avrupa'nın en büyük kulüpleri tarafından paylaşılamayan bir Galatasaray..
Avrupa ve Dünya futbolunda Marka olmuş bir takım..
Ve böylesine büyük bir kulübün kaptanı olmak gururların en büyüğü olsa gerek..
Dünya markası olmamızda elbette yönetimlerin, teknik heyetlerin, kulüp içindeki bütün görevlilerin ve bizlerin payı var, ancak Galatasaray'ı Galatasaray yapan en büyük faktörlerden bir tanesi muhteşem taraftarımız.. Ali Sami Yen'i cehenneme çeviren Avrupa takımlarının yüreğine "Ali Sami Yen Hell" ateşini düşüren, en büyük desteğimiz, sevinçleri ve üzüntüleri birlikte yaşadığımız o büyük taraftarımız alkışların en büyüğünü hak ediyor..

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:50 am

ALİ SAMİ YEN (1886-1951)

http://www.galatasaray.org/images/ku...isamiyen.b.jpg

Sonradan Yen soyadını alan Ali Sami bey, 20 Mayıs 1886'da İstanbul`un Kandilli semtinde doğdu.Babası, ünlü edebiyatçılarımızdan Şemsettin Sami' ydi. Galatasaray Lisesinde okudu ve futbol oynadı. 1905 yılında Galatasaray Lisesi'nden arkadaşlarıyla birlikte Galatasaray Kulübünü kurma kararını aldı ve Kulübün bir numaralı kurucu üyesi oldu. Ali Sami Yen ayrıca Türk futbolunun önde gelen örgütleyicilerinden de biri oldu. Yen 1923 yılında kurulan Türkiye idman cemiyetleri İttifakı'nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. 1924 Paris olimpiyatlarına katılan Türk kafilesinin başkanlığını yaptı. 1926-1931 yılları arasında Türkiye Milli Olimpiyat komitesinin başkanlığı görevini yürüttü. Galatasaray'da 1905-1918 arasında 13 yıl, 1925'te 1 yıl olmak üzere iki dönemde 14 yıl başkan olarak hizmet verdi.Ali Sami Yen' in Sarı Kırmızılı kulübe önemli bir katkısı da Galatasaray Müzesinin kurulması oldu. 1905 yılında yönettiği Moda-Kadıköy karşılaşması nedeniyle, Ali Sami Yen' in ilk Türk hakem olabileceği de çeşitli kaynaklarda yazılıdır. Mili Takımın Romanya ile yaptığı ilk maçta, teknik adam olarak takımın başında o vardı. Bu görevi de bir süre yürütmüş, yani Türk Milli Takımın ilk teknik direktörü olmuştur. Galatasaray Spor Kulübü'nün kurucusu Ali Sami Yen'nin adı bugün takımın her maçını oynadığı stada verilerek ölümsüzleştirildi. Ali Sami Yen 1951 yılında vefat etti ve Feriköy mezarlığında toprağa verildi.

Ali Sami Yen, sadece Galatasaray' ın değil Türk sporunun en seçkin kişiliklerinden biriydi. Onun açtığı yoldan pek çok sporcu, teknik adam ve yönetici yetişti. Bunlar sadece Galatasaray' a değil Türk sporuna da büyük hizmetler verdiler. Atletizm, basketbol, voleybol gibi öteki spor dallarında da Galatasaray' lılar sadece öncü olmakla kalmadılar, sporcu, teknik adam ve yönetici olarak da bu sporların ülkemizdeki gelişiminde çok önemli roller oynadılar. Kısacası, Ali Sami Yen sadece Galatasaray kurucusu olarak kalmadı, Türk sporunun da pek çok kuruluşunun temelinin atılmasını ve yükselmesini sağladı. Böylece Galatasaray' lıların çok önemli bir özelliklerini de en çarpıcı biçimde ortaya koymuş oldu. Bu gelenek hep devam etti. Galatasaraylılar her zaman ülke sporuna çok önemli hizmetlerde ve katkılarda bulundular.

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:51 am

GÜNDÜZ KILIÇ (1919- 1980)



1919 yılında İstanbul'da doğan Gündüz Kılıç, Galatasaray Lisesi'ni bitirdikten sonra futbol hayatına sarı kırmızılı takımda santrafor olarak başladı. Güçlü, büyük, iyi eğitimli, incelikli, karizmatik, cana yakın ve başarıya aç...Sahte gösterişe asla yer vermeyen, ancak hiçbir zaman da insanı sıkmayan biri...

1938 yılında futbol hayatına ara vererek yüksek öğrenim için Almanya'ya gitti. Döndüğünde tekrar Galatasaray forması giyen Kılıç, dönüşünde 2 Türkiye Ligi Şampiyonluğu yaşadı. 11 kez A Milli Takım'da görev yapan Kılıç 1953 yılına kadar Galatasaray'da görev yaptı. Baba lakaplı futbolcu 1980 yılında vefat etti.

Galatasaray'da Gündüz Kılıç devrimi 1952 yılında, bir sabah erkenden, takım kaptanının üniformasını dolabına astıktan sonra koç üniforması giyerek arkasına bakmadan ıslık çalmasıyla başladı. Bir zamanlar Galatasaray takımının kaptanı olan Gündüz Kılıç eski takım arkadaşlarının ve takıma aldığı parlak, genç yeteneklerin koçluğunu yaparak, 1934-1952 arasında tek bir şampiyonluk olmadan geçen, dertli ve kederli ok sekiz uzun yılın ardından takımı sayısız şampiyonluğa taşıdı. Her Galatasaray oyuncusu , öğrencisi ya da taraftarı Gündüz Kılıç'ta örnek birini görmüştü; çok iyi oynayan biri, çok iyi motive eden biri, çok iyi eğitim veren biri, birlikte çalıştığı her bir kişinin en iyi yanlarını ortaya çıkaran biri...Saha içinde de dışında da gerçek bir centilmen olan Gündüz Kılıç Galatasaray`ı , yepyeni parlak hedeflere taşıdı. Gündüz'ün liderliği altında Galatasaray Türkiye kupası ve uluslararası maçlar gibi sayısız şampiyonluğa imza attı.

Vizyonu geniş koçluk biçimi ve güçlü iletişim yetenekleri Türkiye'de yıllar boyunca koçluğun belkemiği olarak kalacaktı.

http://www.galatasaray.org/images/ku...unduzkilic.jpg

http://www.galatasaray.org/images/ku...ce/gunduz1.jpg

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:52 am

İSFENDİYAR AÇIKSÖZ (1929- )

1929 yılında Kastamonu'da doğan İsfendiyar Açıksöz 1946 yılında Galatasaray formasını giymeye başladı. 1956 yılında Vefa'ya transfer oldu ve 1958'de de Galatasaray'a geri döndü. Türkiye 1.Ligi'nde mücadele eden Açıksöz, sağ kanattaki etkili oyunu, çalımları ve süratiyle dönemin en gözde futbolcularındandı. İsfendiyar Açıksöz, 1960 yılında futbola veda edene kadar 16 kez A Milli formayı giydi. Açıksöz Selahattin Beyazıt ve Ali Uras'ın başkanlık dönemlerinde yönetim kurullarında görev almıştır.

http://www.galatasaray.org/images/ku...fendiyar_b.jpg

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:52 am

COŞKUN ÖZARI (1931- )



Galatasaray Lisesi mezunu olan Coşkun Özarı 1931 yılında doğdu. 1953 yılında sarı kırmızılı forma ile futbola başladı. Teknik direktörlük görevi gördükten sonra Gündüz Kılıç'ın yardımcısı olarak Galatasaray'da antrenörlüğe başladı. Daha sonra da A Milli Takım'ın antrenörlüğünü yaptı.

Galatasaray Lisesi'nden mezun olduktan sonra kendini Galatasaray takımının hücum çizgisinde buldu. Bundan sonra on üç yıl boyunca Galatasaray takımının yanısıra milli takımın da defans belkemiği olan Özarı, çetin oyunculuğu, ancak yumuşak huylarıyla tanındı. Özarı'nın defanstaki liderliği, Gündüz Kılıç'ın koçluğu, Turgay Şeren'in kaleciliği ve Metin Oktay'ın forvetliği ile birleşince takımı sayısız şampiyonluğa ve Türkiye Kupası zaferlerine taşıdı.

Özarı'nın oyuncu olarak kariyeri, koç olma tutkusu yüzünden erken sona erdi. 1954-55, 1955-56 ve 1957-58 sezonlarında takımın İstanbul Ligi Şampiyonluğu'nu yaşadığında Coşkun Özarı orta sağın ya da savunmanın sağında görev yaptı. 5 kez A Milli Takım'da oynayan Özarı futbolu 29 yaşındayken bıraktı. 1961 yılında, İngiltere'de efsanevi koç Winterbottom'ın başkanlığındaki koçluk seminerine katıldı. Yurda döndüğünde Galatasaray'ın yardımcı koçu oldu. Üç yıl sonra da koçu Gündüz Kılıç'ın görevini devraldı.
Coşkun Özarı takımı dört kez şampiyonluğa taşıdı. 1965 yılında milli takıma koç olarak atandığında milli düzeydeki başkanlığı on yıl sürdü. Koçluk kariyerini 1986'da noktalayarak spor yazarı oldu. Bugün hala milli takım ve Galatasaray hakkındaki yazılarıyla etkinliğini hala sürdürmektedir.

http://www.galatasaray.org/images/ku...e/coskun_b.jpg

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:53 am

TURGAY ŞEREN (1932- )



1932'de doğan Galatasaray Lisesi mezunu Turgay Şeren, Galatasaray tarihinin en büyük kalecilerinden biridir. 1950 yılında ilk kez A Milli Takımı'nın kalesinde görev alan Şeren tam 49 kez Milli Takım forması giydi ve 35 kez kaptanlık görevini üstlendi. 1951 yılında A Milli Takımın Federal Almanya ile oynadığı 2-1`lik zafer maçında kalesinde devleşerek müthiş bir performans sergiledi. Alman Kicker dergisi Türk milli takımının kalecisi Turgay Şeren'i 'Bir insan nasıl olur da bu kadar yükseğe sıçrayabilir?' başlığıyla kapak yaptı. Bu maçta sergilediği kahramanca oyunculuğu sayesinde 'Berlin Panteri' lakabını alan Şener o zaman daha on sekizindeydi.

1959 yılında Galatasaray kaptanlığını alan Turgay Şeren 1966'da futbolu bırakana kadar bu görevi sürdürdü. Harika refleksleri ve alışılmadık gol hamleleri sayesinde zamanının en iyi kalecilerinden biri oldu 19 yıl Galatasaray'da oynayarak rekor kıran Turgay Şeren 1966'da futbolu bıraktıktan sonra Galatasaray da dahil olmak üzere çeşitli takımlarda teknik direktörlük yaptı. Futboldan hiç kopmayan Şeren, şimdilerde spor yazarlığı, yorumculuk ve Profesyonel Futbolcular Derneği'nin başkanlığını yapıyor.

Galatasaray hayranlarının hala gözdelerinden olan Şener liderlik vasıfları ve Tanrı vergisi yetenekleriyle Türk ve Galatasaray futbol tarihinin vazgeçilmez isimlerinden biri olarak kabul edilir.

http://www.galatasaray.org/images/ku.../turgay1_b.jpg

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:53 am

CÜNEYT TANMAN (1956- )



1956 yılında doğan Tanman Galatasaray alt yapısından yetişti. 342 lig maçında görev yapan Tanman, 1.Lig'de en çok forma giyen oyuncu ünvanını aldı. Bu ünvanı 2001-02 sezonuna kadar korudu. Savunma ve orta sahada görev yapan Tanman, 1975-76 sezonunda Giresunspor'da kiralık oynadığı dönem dışında futbol hayatı bitene kadar Galatasaray'da futbol oynadı. 1988-89 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finale çıkan Galatasaray'ın kaptanlığını yaptı. 17 kez A milli Takım'da görev yapan Cüneyt Tanman futbola 1991'de veda etti. Daha sonra Galatasaray'da Lucescu döneminde ve A Milli Takım'da Mustafa Denizli yönetiminde menajerlik yaptı.

http://www.galatasaray.org/images/ku...e/cuneyt_b.jpg

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 10:54 am

GHEORGHE POPESCU (1967- )



1967'de Kalafat'ta doğan Popescu Steaua Bükreş'te ve PSV Eindhoven'da oynadığı yıllarda yıldızlaştı. Daha sonra Barcelona'ya transfer oldu ve takımın kaptanlığını üstlendi. Kupa Galipleri Kupası Şampiyonluğunu yaşadıktan sonra 1997'de Galatasaray'a transfer oldu. Galatasaray tarihinin unutulmaz savunma oyuncularından olan Popescu 2001-02 sezonunda Lecce'ye transfer olana kadar sarı kırmızılı forma ile 3 lig, 2 Türkiye, 1 UEFA Kupası ve 1 de Avrupa Süper Kupasını kazandı.
http://www.galatasaray.org/images/kurumsal/tarihce/popescu_b.jpg(uefa finalinde attığı penaltı golüyle kupayı GALATASARAYIMIZA getirdikten sonra taraftara yaptığı koşu)

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 11:08 am

GÖKMEN ÖZDENAK

G.Saray taraftarlarının müthiş sevgisiyle mi yoksa ceza sahası içerisinde vurduğu şutlardan sonra topun geri gelmemesiyle mi "Ayı" unvanını almıştır bilinmez. Şimdilerde kovboy şapkası ile tanınsa da o geçmişin penaltıyı taça atan efsanesidir. O, penaltı atışı olduğunda, topun gerisine geldiği zaman kale arkasındaki tribünleri sağa ve sola ayrılmalarına neden olan futbolcudur.. Gökmen Özdenak için bir penaltı atışında orta sahaya kadar gerilip vurduğu topun stadın dışındaki kamyonun kasasına düştüğü söylenir… Altı pastan çektiği şutlar taca gitse de, 'Ayı' Gökmen G.Saray taraftarının hep kalbinde...

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 11:09 am

MEHMET LEBLEBİ

Hayır hayır..! Çorumlu bir kuruyemişçinin oğlu değil Leblebi Mehmet, hiç de kuruyemişçilik yapmamış.. Onun leblebi gibi attığı gollerden sonra soyadını Leblebi yaptığını bilir miydiniz? Türk futbol tarihinde bir ilke imza atmıştır ki, henüz onun yanına yaklaşabilen bile olmadı.. Tarih 20 Kasım 1925.. Galatasaray – VEFA maçı. Stadyum o günkü adıyla Kadıköy Union Kulüp (Fenerbahçe Stadı).. Leblebi Mehmet tahmin edebilir miydi ki 20-0 bitecek bu maçta VEFA kalesine tam 14 gol bırakacağını? Sağ açıkta oynayan bu oyuncu halen daha tarihin solmuş yapraklarının içinde… Kendi yerinde kendi rekorunda duruyor…

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 11:13 am

KARINCAEZMEZ ŞEVKİ

* 1948 model bir opel kapitan taksisi, ceketinin mendil cebinde de içi su dolu küçük bir vazosu vardı. arabanın dışı bej, içi rengarenk sarı kırmızıydı. vazoların içinde su, onun içinde de sarı kırmızı karanfilller arabaya bambaşka bir hava verirdi. içeri giren müşteri adeta sarı kırmızı renklerden oluşan bir dünyaya adımını atardı. müşterilerine fevkalade saygılıydı.

* diğer takımların fanatik taraftarları onunla dalga geçmek isterdi. o, hiç cevap vermez, bilakis onları sevgi ve saygı ile kucaklardı. hatta ve hatta sorarmış: ��sevgili kardeşler, paranız yoksa, başka zaman verirsiniz.��

* yıllar sonra arabası büyük bir kaza geçirdi. g.saray spor kulübü'nden istediği tek şey ona bir araba almalarıydı. ve şöyle derdi: ��ben size bunu her ay taksitler halinde öderim.�� ancak ne yazık ki, onun bu arzusu hiçbir g.saray yönetimi tarafından yerine getirilmedi. hep lafta kaldı.

* hastalığında başucunda kızkardeşi ona sahip çıktı. tek kolu kesildi. son yılları büyük sıkıntı ve acılar içinde geçti. o, büyük bir g.saraylı idi. ama ne yazık ki, g.saray onu çok çabuk unuttu.

* öldüğü odanın kapısından duvardaki boyalarına, yatağındaki çarşaflarına kadar hepsinin renki sarı kırmızı idi. en önemlisi de bağcılar'daki bu evi kendisinin değil, kardeşinindi.

* küçük odasında onu en çok teselli eden iki büyük fotoğraf vardı. biri taçsız kral metin oktay'ın, diğeri g.saray kaptanı turgay şeren'in. kardeşi aynen şunu söylerdi: ��her sabah yatağında doğrulur, bu çok sevdiği iki g.saraylı için dua eder ve gözyaşlarına boğulurdu.��

* metin oktay'ın ölümü ona çok dokundu. ve odasındaki fotoğrafın altına bir vazo çiçek, her gün sarı kırmızı güllerle, karanfillerle değiştirilerek, metin oktay'ın hatırasını yaşatırdı. çok duygusal bir adamdı.
http://arsiv.hurriyetim.com.tr/hur/t...spor/04spo.htm

---------------------------------

cumartesi sabah - o zamanlar cumartesileri de okul vardi - erken gs lisesine gelir , agaclikli yoldan yavas yavas binaya dogru ilerler , 30 metre kala durur , sag kolunu kaldirip ozel bir selam durumu alir ve 10-15 dakika oyle kalirdi.

*Malum Takım*'nin galatasarayı 3-2 yendigi bir macta ugursuz geliyor diyo korkuluklardan asaga atıldı ve kolu kırıldı. kırık kolu dogru kaynamadı ve kolu ameliyatla kesildi. artık eskisi gibi sokaklarda insanları selamlayamaı, icine kapandı, 23 mart 2000'de çok sevdiği Galatasaray Avrupanın en büyüğü olmak üzereyken vefat etti. Allah rahmet eylesin...

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
DaRK_BuLL
Süper Kullanıcı
Süper Kullanıcı
avatar

Erkek Mesaj Sayısı : 72
Yaş : 27
Nerelisiniz : SoMa
Kayıt tarihi : 02/06/07

MesajKonu: Geri: GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI   Paz Haz. 03, 2007 11:14 am

KARINCAEZMEZ ŞEVKİ

1970'lerden sonra Galatasaray tribününde ilginc bir "amigo" yer aldı.
Ayakkabı ve çoraplarına kadar tüm giyinimi sarı-kırmızı renklerle
donatılmıs, elinde büyücek bir sarı-kırmızı bayrak, kale zapteden bir
kumandan vakari ile, toplumu coşturma görevini üstlenmiş. Toplum deyince, kuskusuz, Galatasaray tribününü dolduran insanlar, taraftarlar.

Karıncaezmez, mac baslamadan tribündeki yerini alır ve bayragını
dalgalandırarak halkı selamlardı. Etraftan yükselen yaşa-varol sesleri onu öylesine mutlu ederdi ki, bir türlü yerine oturmaz, takımlar sahaya çıkana kadar bayrak sallardı.

Galatasaray takımı sahada gorününce, Karıncaezmez kolay kolay
zaptedilemezdi. Ona tribünler dar gelir, elindeki o koskoca bayrakla
korkulukların üzerine çıkar, aşığı olduğu takımı öyle selamlardı. O da
sessizdi, o da bagırıp çağırmazdı. Sadece 1.5 saat elindeki bayrağı
dalgalandırırdı. Hayret edilecek nokta, o koca bayragı dalgalandırmak icin kendinde bulduğu güçtü. Hem de çoğu kez içkili olarak.

Maçın bitiminde, elinde bayrak, caddeleri taşıran kalabalığın önünde gider, kulüp merkezine kadar gelir ve burada vazifesi son bulurdu.

Gecimini şöförlükle temin eden Karıncaezmez'in otomobili de sarı-kırmızı
renklere boyalıydı. İçi ise, Galatasaraylı futbolcuların resimleri ve
sarı-kırmızı ciceklerle doluydu.

Bir kongre günü, Karıncaezmez, elinde bayragı oldugu halde kongre salonuna girdi. Genel kurulun seçim nedeni ile toplandığı bir gunde Karıncaezmez'in salona girmesi tepkilere yol actı. Dışarı çıkması için ikaz edildi. Fakat oralı olmadı. İçkili idi. Bir ara elindeki bayrakla kürsüye çıkıp üyeleri selamlamaya teşebbüs etti. İste bu son hareketi bardağı tasıran son damla oldu. Sert cıkışlara maruz kaldı ve dışarı atıldı. İçi burkulu olarak koridorda bir süre bekledi. Çok sevdigi Galatasarayından hic de beklemedigi bir muamele ile karşılaşmıştı. İçi mahzun, gönlü kırık olarak geldiği yola döndü. Ne bilsin, aşırı sevgi ve bağlılığın hoşgörüye yol açmayacağını.

Karıncaezmez Şevki, sonraları yeniden tribünlerde göründü. Ama, ateşi eskisi kadar alevli olmayarak. Ekmek teknesi arabası yok olmus, yasam derdi bünyeyi sarmıştı. Ve bir gün Galatasaray tribününde sallanan bayrak görülmez oldu. Soyadında ifadesini bulan bu içli insan, tribünlere veda ettigi gün, başına gelen felaketten renkdaşlarinin haberi bile yoktu.

Not: Baslikta bahsedilen "iki sessiz amigo" dan digeri ise Pasa Kâzim'dir

SÜLEYMAN TEKIL

Fenerbahçelilerin de alkışladığı Amigo Mehmet Şevki GÜNAY...

Tevfik YENER,17 Ekim 1998 tarihli Sabah gazetesinde Karıncaezmez Şevki'yi şöyle anlatıyor:

'Karıncaezmez Şevki; gelmiş geçmiş en büyük Galatasaraylı taraftardır...

O bir taksi şöförüydü. 1950 veya 52 model Opel otomobili vardı... Karıncaezmez Şevki'nin Opel taksisi Galatasaray müzesi gibiydi... Futbolcuların ve takımın fotoğrafları tavana yapıştırılmıştı. Her köşe çiçeklerle süslüydü. Ayrıca sarı- kırmızı maskotlar ve de sarı-kırmızı renkte ne varsa... Sadece Galatasaray galibiyetlerinde otomobilinin dısını çiçeklerle donatırdı. 'Başka zaman ayıptır Galatasaraylı'dan başka taraftar da var. Arabamın dışıyla kimseyi rahatsız etmem. Dışı vatandaşa, içi bana ait Opelimin' dermiş...

Gömlek yerine Galatasaray forması giyerdi Şevki. Bir de maçlarda Galatasaray bayrağıyla ortaya çıkardı. 1950'li yıllarda Galatasaray taraftarı çok azdı. İnönü Stadında kapalı tribünün deniz tarafına sığışırlardı... Birkaç yürekli adam... Liseden izcilerle, liseden mezunlar...
Şevki abi çekinmezdi. Biz Fenerbahçeliler'in bulunduğu bölüme gelirdi ki zaten tüm Fenerbahçeliler tribünleri doldurmuş olurdu. Karıncaezmez sarı-kırmızılı forması ve bayrağıyla yuhalanmaz, alkışlanırdı. Fenerbahçelilerle el sıkışırdı. Onu herkes severdi, ister Fenerbahçeli, ister Beşiktaşlı. Çünkü o efendi adamdı. Futbolun bir oyun, bir eğlence olduğunu biliyordu. En önemlisi; sportmenliğin barış, kardeşlik ve de centilmenlik olduğunu hissettiriyordu.'

Evet, Tevfik Yener böyle anlatıyor Karıncaezmez Şevki'yi...
Ben onun sadece ihtiyarlık hatta müzmin hastalık dönemine denk geldim. O da zaten tribünleri bırakmıştı artık. Belki de tribünler onu... Hastaydı, bir kolu kesilmişti.

Dayım anlatırdı, Galatasaray Lisesinin önünde Galatasaray armasına doğru kolunu kaldırıp saatlerce nöbet tutarmış.Zaten biz Şevki ağabeyin hikayelerini hep bir masal gibi büyükjlerimizden dinlemiştik. Ama o bir masal değil gerçekti...

Karıncaezmezden bahis açıldığında, kimse birşey bilmediği halde,kimi öldüğüne, kimi halen yaşadığına dair tartışmalar olurdu... Birara Gheorghe Hagi tarafından ziyaret edilen Karıncaezmez Şevki'nin yaşadığı bu yolla öğrenilmiş oldu...

Ben, Şevki ağabeyin yaşadığını ama hangi hastane de tedavi gördüğünü bilmiyordum. Ona 'Aslan Armalı' özel formadan yaptırıp arkasına da 'Karıncaezmez' yazdırmıştık. Bir de Ahmet Çakır ağabey '90 Soruda Galatasaray Tarihi' isimli kitabını imzalamıştı. Ona bunlardan güzel hediye olmazdı...

Ancak hastaneden çıktığını ve evinde olduğunu öğrendik. Velhasıl evinin nerede olduğunu uzun bir süre bulamadık...

Gel zaman git zaman, bir telefon geldi, arayan tribünden arkadaşım İ. idi... Bize Karıncaezmezin izini bulduğunu söylüyordu...
Kaderin cilvesine bakın ki, doktoru İ. arkadaşımızın kardeşi ve tribünümüzün en has elemanlarından biri olan, Dr.T. imiş...Ve SSK Samatya hastahanesinde yatıyormuş...

Hemen ertesi gün ona koştuk. Biz Galatasaraylılar ona borçuyduk. O bizleri tanımıyordu ama bu o kadar da önemli değildi. Çünkü hepimiz ona hayatta en iyi tanıdığı renklerden oluşan sarı-kırmızı formalarımızla gitmiştik...

Ona ise sırtında 'Karıncaezmez-1' yazan formayı götürmüştük.
Çünkü o gerçekten Galatasaray'ın 1 numaralı taraftarıydı...
Kendisine sarıldık, öptük... Formasını ona verdiğimizde 'Keşke Tugrgay yazsaydınız' dedi. İlkönce nedemek istediğini tam kavrayamadık ama kendisi de bu durumu farkedip hemen açıklama yaptı "Turgay Şeren'i herzaman çok sevdim ben. Onun gibi kaleci gelmedi. Hala da insan olarak çok severim...'

Şevki ağabey bunları güçlükle söylerken, yüzünde ve gözlerinde oluşan sevgi ışıltıları bizi de duygulandırdı. Hepimizin gözleri dolmuştu. Böyle bir sevgi olacak şey değildi çünkü...

Karıncaezmezi ziyaret ettiğimizde tarih 2000'in Ocak ayını gösteriyordu.. Kendi deyimiyle "O artık bitmişti..."Yine de konuşuyor gülüyor ve ağlıyordu. Hele bizi gördükten sonra bülbül gibi şakımasına doktorlar ve hemşireler bile hayret etmişti.

Şevki ağabey anlattı biz dinledik... Biz sorduk o söyledi... Müthiş bir hafıza muazzam bir konuşma yeteneği. Namık Kemal'den şiirler,veciz sözler ve yaptığı şakalar...

Hele "Rerere Rarara Galatasaray Galatasaray CİMBOMBOM" diye bir şahlanışı vardı ki, tek kelimeyle bizi uçurdu...

Metin Oktay dediğimizde ağlamaya başladı. Belliki Taçsız Kral'a duyduğu büyük sevgi kadar onun zamansız ölümü nedeniyle duyduğu üzüntü de henüz yüreğinde tazeliğini koruyordu... Ayrılma vakti geldiğinde hepimiz paramparça vaziyetteydik.

İsteksiz adımlarla yanından ayrılırken göyaşlarımızı saklıyorduk...
Sonraki günlerde de onu yalnız bırakmamıştık, çünkü O Cimbombom'u hiç yalnız bırakmamıştı... Taraftarımızın en az olduğu dönemlerde bilel şanlı bayrağımızı en yükseklerde tek başına taşımıştı.

Ve tarih 23 Mart 2000'i işaret ettiğinde Şevki ağabeyi kaybettik. Cuma günü Fatih Camiinde yapılan cenaze töreninde pekçok Galatasaraylı oradaydı... Efsane başkanımız Ali Uras Beyefendi başta olmak üzere Turgay Şeren, Kadri Aytaç, Kemal Erimtan, Ergun Gürsoy ve Celal Gürcan ağabeylerimiz de cenazede hazır bulundular... Belki muhteşem bir kalabalık yoktu ama Galatasaray'a yakışır bir ortam sağlandı. Tek eksik Teknik Heyeti ve futbolcularımızı temsilen birilerinin orda olmayışı idi...

Şevki ağabeyi hastahaneye ziyaretimde, götürmüş olduğumuz özel formayı üzerine sermiştim... cenazesinde bu forma tabutunun üzerindeydi... Mezarlığa gittiğimizde ise Şevki ağabeyin naaşını kabrine indirenlerden biri de bendim.

Karıncaezmez'i kefeniyle birlikte toprağa yatırdıktan sonra formasını üzerine koymak yine bana nasip oldu...

Allah mekanını Cennet eylesin...

_________________
yak da ver sigarama derdimi anlatayım, duman olsun bu rapim
ben çaresiz avare gezerken,gözyaşlarım yaşlanır oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
GALATASARAY'IN EFSANE OYUNCULARI
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Zülfü Livaneli - Efsane Konserler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
5M1Kya hoşgeldiniz!  :: •• Spor •• :: Galatasaray-
Buraya geçin: